28 Mart Cumartesi günü Papa XIV. Leo, Monako Prensliği’ne yaptığı bir günlük havarî ziyaretini, Louis II Stadyumu’nda kutladığı Kutsal Ayin ile taçlandırdı. Kutsal Hafta’nın arifesinde verdiği vaazda Papa, barış için güçlü bir çağrıda bulunarak, çağımızı kana bulayan savaşların “güç ve paraya tapınmanın sonucu” olduğunu söyledi ve imanlıları şiddete alışmamaya çağırdı.
Papa’nın vaazı, Yuhanna 11:45–57’de anlatılan, Lazarus’un diriltilmesinden sonra Sanhedrin’in İsa’yı öldürme kararını almasına dayanıyordu. Papa XIV. Leo, bu İncil sahnesinde korkunun, hesabın ve iktidara bağlılığın, insan yüreğini masumiyete karşı nasıl katılaştırdığını gösterdiğini söyledi. “Bugün de,” diye sordu Papa, “dünyada masum insanları öldürmek için kaç hesap yapılıyor; onları ortadan kaldırmak için kaç sahte gerekçe kullanılıyor?” Bu sözlerle Papa, Mesih’in Çilesi ile bugün hâlâ insan hayatını yok eden siyasî ve askerî mantık arasında doğrudan bir bağ kurdu.
Papa’nın mesajının merkezinde savaşa dair ahlâkî ve ruhsal bir teşhis vardı. O, çatışmayı yalnızca diplomasinin başarısızlığı ya da tarihin talihsiz bir gerçeği olarak ele almadı. Tersine, köklerini putperestlikte gördü: yaşayan Tanrı’nın yerine güce, tahakküme ve maddî çıkara tapınmada. Papa, Tanrı’nın lütfunun “bugünümüzü aydınlattığını” söyledi; çünkü bu lütuf, insanı diğer insanın kölesi ve cellâdı hâline getiren sahte ilahları açığa çıkarmaktadır.
Vaazın en çarpıcı cümlelerinden biri de şuydu: “Yarım bırakılmış her hayat, Mesih’in bedeninde bir yaradır. Silahların gürültüsüne ya da savaş görüntülerine alışmayalım!” Bu ifade açıkça pastoraldir; ama aynı zamanda derin bir şekilde Efkaristiyacı ve kiliseseldir. İnsan hayatı harcanabilir değildir ve masuma karşı işlenen şiddet, sadece siyasî bir suç değil, Mesih’in Mistiki Bedeni’ne açılan bir yaradır.
Papa XIV. Leo, barışın yalnızca stratejiye ya da güç dengesine indirgenmesini de reddetti. Ona göre barış, “yalnızca güçlerin dengesi değil, arınmış yüreklerin eseridir; başkasında ortadan kaldırılacak bir düşman değil, bakım gösterilecek bir kardeş görenlerin eseridir.” Böylece Papa’nın dili, Hristiyan barışını jeopolitiğin çok üstüne yerleştirdi. Barış yalnızca açık çatışmanın yokluğu ya da rakip güçlerin geçici frenlenmesi değildir. Barış, tövbe ve yürek dönüşümünün meyvesidir.
Bununla birlikte Papa’nın vaazı yalnızca bir kınamadan ibaret değildi. Papa, kötülüğe Tanrı’nın cevabı olarak merhamete defalarca döndü. Tanrı’nın “kudretinin gerçek adı”nın “merhamet” olduğunu söyledi. Bu merhametin ise “dünyayı kurtardığını” ifade etti; çünkü anne rahmindeki hayattan yaşlılığa, güçten kırılganlığa, sağlıktan hastalığa kadar insan varlığının bütününü kucaklamaktadır. Bu bölümde Papa XIV. Leo, savaşa karşı çağrısını, insan şahsının her evrede ve her durumda savunulmasına bağladı.
Günün mekânı da mesajın önemini daha da belirginleştirdi. Papalık Ayini, 18.000’den fazla kişilik kapasitesi bulunan Monako’daki Louis II Stadyumu’nda kutlandı ve Prens II. Albert’in davetiyle gerçekleşen yaklaşık sekiz saatlik ziyaretin doruk noktası oldu. Ayinden önce Papa, bir golf aracıyla stadyumu dolaşarak Vatikan ve Monako bayrakları sallayan imanlıları selamladı ve kutsadı.
Litürjinin sonunda Monako Başpiskoposu Dominique-Marie David, Papa’ya yerel Kilise’yi iman ve umut içinde güçlendirdiği için teşekkür etti. Papa ise başpiskoposluğa, barışın, kardeşliğin ve uzlaşının azizi olan Assisili Aziz Fransua’nın çağdaş bir heykelini armağan etti. Kutsal Hafta’nın eşiğinde verilen bu vaazdan sonra bu armağan son derece anlamlıydı: çünkü Papa’nın çağrısı, bu dünyanın putlarını reddetmek ve zaferi tahakkümle değil, Çarmıh aracılığıyla gelen Mesih’i izlemek yönündeydi.

