Papa Leon XIV, Türkiye’deki küçük Katolik topluluğunu, sayılarının azlığını bir zayıflık değil, İncil’i yaşamanın ayrıcalıklı bir yolu olarak görmeye davet ederek, Tanrı’nın planının merkezinde yer alan “küçüklüğün mantığı”nı benimsemeye çağırdı.
Papa, 28 Kasım’da İstanbul’daki Kutsal Ruh Katedrali’nde düzenlenen bir buluşmada, ülkedeki çeşitli bölgelerden gelen piskoposlara, rahiplere, dinî topluluklara, pastoralle uğraşanlara ve laiklere hitap etti. Türkiye’de Katolikler, yaklaşık 85 milyonluk nüfusun sadece çok küçük bir kısmını oluşturuyor; bu da onları bölgedeki en küçük Katolik topluluklarından biri hâline getiriyor.
Derin Hristiyan kökleri olan bir ülkede küçük bir Kilise
Papa Leon, mesajını, Eski ve Yeni Ahit’in tarihinin özel bir biçimde kesiştiği bugünkü Türkiye’nin Hristiyanlık tarihindeki ayrıcalıklı yeri üzerine kurdu. İbrahim’in Harran’dan ayrılışını, Antakya’daki ilk Hristiyan toplulukları – ki öğrencilerin ilk kez “Hristiyan” adını orada aldığını (Elçilerin İşleri 11:26) – ve Aziz Pavlus ile Aziz Yuhanna’nın Antakya ve Efes gibi kentlerdeki tanıklığını hatırlattı.
Ayrıca, bugün Patrik Bartholomeos I’in başında bulunduğu Konstantinopolis Ekümenik Patrikliği’nin, hem Rum Ortodokslar hem de diğer Doğu Hristiyanları için hâlâ temel bir referans noktası olduğunu vurguladı. Bu arada, çoğunluğu Müslüman olan bir toplum içinde Latin ve Doğu ayinlerine mensup Katolik toplulukların da onlarla yan yana yaşadığını dile getirdi.
Bu zengin geçmişin yalnızca bir “müze hatırası”na ya da kaybolmuş bir etkinin nostaljik anısına indirgenmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunan Papa, Hristiyanları, bugünkü durumlarına Kutsal Ruh’un ışığında bakan “İncil’e özgü bir bakış açısı” geliştirmeye çağırdı.
‘Tanrı’nın gözleriyle baktığımızda…’
Vaazının merkezinde Papa Leon, dinleyicilerini Kilise’nin görünürdeki kırılganlığına Tanrı’nın gözüyle bakmaya davet etti.
“Tanrı’nın gözleriyle baktığımızda, O’nun aramıza inerek küçüklüğün yolunu seçtiğini keşfederiz” diyerek, peygamberlerin kırılgan filiz imgelerini, hardal tanesini ve İsa’nın İncil’de övdüğü “küçükleri” hatırlattı.
Bu “küçüklük mantığı”nın Kilise’nin gerçek gücü olduğunu vurgulayan Papa, bu gücün ne maddi imkânlardan ne kurumsal yapılardan ne de sayısal çoğunluk, zenginlik ya da toplumsal nüfuzdan kaynaklandığını söyledi. Kilise’nin, “Kuzu’nun ışığıyla” yaşadığını ve Kutsal Ruh tarafından durmaksızın dünyaya gönderildiğini belirtti.
İsa’nın, “Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Babanız size Egemenliği vermeyi uygun gördü” (Lk 12,32) sözlerini aktararak, Türkiye’deki Katolik azınlığı umut dolu olmaya teşvik etti ve meyvelerini istatistiklere göre değil, Mesih’e sadakatlerine göre değerlendirmeye çağırdı.
Katolik Kilisesi’ne sorularıyla, iman arayışıyla ve eşlik edilme isteğiyle yaklaşan gençlerin sayısındaki artışı, yeni hayatın en sevindirici işaretlerinden biri olarak gösteren Papa, yerel topluluklardan dinleme, rehberlik ve katekez hizmetlerini sabırla sürdürmelerini istedi.
Gençlere, göçmenlere ve diğer dinlerden komşulara yönelik misyon
Papa Leon, Türkiye’deki Kilise için birkaç somut öncelik çizdi. İmanın yerel topluluklara aktarılmasında yeni bir kararlılık, diğer Hristiyanlarla ekümenik ilişkilerin derinleştirilmesi ve özellikle Müslümanlar ve Yahudilerle dinler arası ilişkilerin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Ülkedeki en kırılgan gruplar arasında yer alan mülteciler ve göçmenlere yönelik pastoral hizmete özel bir vurgu yaptı. Türkiye’deki Katolik Kilisesi’nin, aralarında rahipler, dinîler ve laik görevlilerin de bulunduğu çok sayıda yabancı kökenden insanı barındırdığını hatırlatarak, bu durumun ciddi bir “yerelleşme” (enkültürasyon) çabası gerektirdiğini söyledi. Bu çerçevede, Türkçenin, yerel geleneklerin ve kültürün giderek “daha çok sizin kendi diliniz ve kültürünüz hâline gelmesi”nin, Müjde’nin bu toprakların insanlarına gerçekten hitap edebilmesi için zorunlu olduğunu vurguladı.
İznik’in soruları ve ‘yeni Aryanizm’
Papa Leon, bakışlarını yerel topluluğun sınırlarının ötesine taşıyarak, ilk sekiz ekümenik konsilin bugünkü Türkiye topraklarında toplandığını hatırlattı. Birinci İznik Konsili’nin 1700. yılı vesilesiyle, o konsilin Hristiyanlara hâlâ üç temel soru yönelttiğini söyledi: İmanımızın özü nedir? İsa Mesih bizim için bugün kimdir? Ve Kilise’nin öğretilerini, özünden taviz vermeden çağdaş kültüre hitap edecek dille nasıl ifade etmeliyiz?
Papa, günümüzde, Hristiyanlığın ilk yüzyıllarını bölen Aryüsçülüğün bir tür modern versiyonu olarak nitelediği “yeni bir Aryanizm” tehlikesine de dikkat çekti. Buna göre İsa, büyük bir öğretmen, peygamber ya da adalet savunucusu olarak takdir edilmekte, ama “aramızdaki yaşayan ve gerçek Tanrı”, tarihin Rabbi ve Baba’nın Oğlu olarak gerçekten kabul edilmemektedir. Böyle bir anlayışın, İncil’in kalbini boşalttığını ve Mesih’i sadece “ilham verici figürlerden biri”ne indirgediğini söyledi.
‘Rab’bin teknesinde cesur balıkçılar’
Konuşmasının sonunda Papa Leon, papalık temsilcisi olarak Türkiye’de görev yapmış ve bu ülke insanlarına duyduğu sevgiyle tanınan Aziz XXIII. Yuhanna’nın örneğine döndü. Aziz’in, gecenin ilerleyen saatlerinde, yağmura rağmen ışıklarının solgun parıltısıyla ve reislerinin sesiyle yön bulmaya çalışan Boğaz balıkçılarını betimlediği satırlarını hatırlattı.
Bu görüntüden yola çıkan Papa, Türkiye’deki Katolikleri aynı sessiz kararlılıkla yola devam etmeye davet etti: “Rab’bin teknesi”nde neşeyle, sabırla ve cesaretle çalışarak; iman sevincinden ve Tanrıdoğuran Meryem’in şefaatinden güç alarak.
Papa’nın bu buluşmayı gerçekleştirdiği Kutsal Ruh Katedrali, 19. yüzyıl ortalarına tarihleniyor ve aralarında Aziz Linus’un da bulunduğu ilk papalara ait bazı kutsal emanetleri muhafaza ediyor. Avlusunda ise, 1915–1918 savaşının kurbanlarına yardım çabalarından dolayı şükran ifadesi olarak dikilmiş Papa XV. Benedikt heykeli bulunuyor. Kitabesinde kendisinden, “milliyet ve din ayrımı gözetmeksizin halkların hayırseveri” olarak söz ediliyor.
İstanbul’da, köklü bir geçmişe sahip, ama kamusal görünürlüğü sınırlı bu “küçük sürü”nün ortasında Papa’nın mesajı netti: Tanrı’nın planında küçüklük, bir engel değil; Krallığın sessizce büyüdüğü yolun ta kendisidir.

