“Göğe Alındı”: Kral’ın Taç Giyme Töreni ve Gelin’in Görevi

Yazan EWTN Theotokos
, Kaynak: EWTN Theotokos

Bu Pazar günü Kilise tüm dünyada gözlerini göğe kaldırıyor. Bir nostaljiyle değil, umutla. Rabbin Göğe Çıkışı Bayramı bir veda değil, bir zaferdir. Bu, Mesih’in yokluğu değil, Damat’ın tahtına oturuşudur. Dirilişinden kırk gün sonra İsa göğe yükseliyor. Dünyadan kaçmak için değil, yeni ve ilahi bir şekilde Kilisesi aracılığıyla dünyayı hâlâ kendi varlığıyla doldurmak için.

“Göğe Alındı…”

Aziz Luka, Elçilerin İşleri Kitabı’nda bu gizemi şöyle aktarır:

“Onlar bakarken, İsa yukarı alındı ve bir bulut O’nu gözlerinin önünden uzaklaştırdı.” (Elç 1:9)

Bu yalnızca bir ayrılış değil, litürjik bir yürüyüştür. Mesih, gerçek Başkahin olarak, göksel En Kutsal’a girer ve kendini feda ettiği o tek kusursuz kurbanı sonsuza dek sunar (bkz. İbr 9:11–12). Onun göğe çıkışı, Mezmur 110’daki şu ilahî sözü yerine getirir:

“Ben düşmanlarını ayaklarının altına serinceye dek Sağımda otur.”

Artık görkem tahtından, Kralların Kralı ve Rablerin Rabbi olarak hüküm sürmektedir. Katolik Kilisesi’nin Katekizmi bu gerçeği şöyle ifade eder:

“Kilise’nin Başı olan İsa Mesih, Baba’nın yüceliğine girerek bizi orada kabul etmek üzere önümüzden gitmiştir ki biz de Bedeninin üyeleri olarak bir gün sonsuza dek O’nunla birlikte olma umuduyla yaşayabilelim.” (KKK 666)

Bugün, Mesih’in bizden ayrıldığı gün değildir. Kilise aracılığıyla varlığının kutlu bir başlangıcıdır.

Kraliyet Gelini: Kilise’nin Görevi Başlıyor

Göğe Çıkış, hikâyenin sonu değil; bizim hikâyemizin başlangıcıdır.

“Neden göğe bakıp duruyorsunuz?” (Elç 1:11)

Meleğin bu sorusu, bizim görevimizi bildirir. Göğe bakmakla yetinmemeli; Krallığı dünyaya taşımalıyız. Kilise, Haç’ta İsa’nın yanından doğmuş ve Pentekost’ta Ruh’la can bulmuş olarak artık Mesih’in Enkarnasyonu’nun bir uzantısıdır.

Büyük Aziz Leo, bunu en güzel şekilde ifade etmiştir:

“Kurtarıcımız’da görünen ne varsa, artık O’nun gizemlerinde devam etmektedir.” (Vaaz 74)

Yani sakramentler, litürji, Efkaristiya ve evet, kendi hayatlarımız; İsa’nın yeniden gelişine kadar O’nun eylemlerini sürdüreceği araçlardır.

Meryem ve Göğe Çıkış: Kraliçe Ruh’u Bekliyor

Bu gizemi ilk yaşayanın Kutsal Bakire Meryem olduğunu unutmayalım.

O’na beden veren Meryem, şimdi Kilise’yi Kutsal Ruh’u almaya hazırlıyor. Göğe Çıkış ile Pentekost arasında, Meryem elçileri duada bir araya getirir (Elç 1:14). O, Kilise’nin dua eden, bekleyen ve Ruh’a açık olan canlı simgesidir.

Onun Lekesiz Kalbi bize bu gizemi nasıl yaşayacağımızı öğretir: yeryüzünde çalışırken göğü özlemek, aracılık etmek, beklemek ve güvenmek.

XVI. Benediktus bunu şöyle ifade eder:

“Göğe alınan Meryem, Kilise’nin çağrıldığı hâlin şimdiden gerçekleşmiş hâlidir. Onda, Mesih’in zaferi zaten tamamlanmıştır.”

İzmir’deki İmanlılara Bir Söz

İzmir’de, Hristiyanlığın derin kök saldığı ve kutsal tarihin yüzyıllardır sessizce yankılandığı bu topraklarda, bizler imanı alçakgönüllülük ve sebatla yaşamayı iyi biliriz. Bir zamanlar Mesih’in ilk öğrencilerinin adımlarıyla kutsanmış bu şehirde çağrı aynıdır: sadakatle dua etmek, cömertçe sevmek ve her gün tanıklıkla Mesih’in ışığını taşımak.

Sonuç: “İşte, Ben Her Zaman Sizinle Birlikteyim”

Göğe Çıkış, Mesih’in ortadan kaybolmasıyla değil, bir vaatle sona erer:

“İşte, ben dünya sona erinceye dek her zaman sizinle birlikteyim.” (Mat 28:20)

Baba’nın sağından, İsa Ruhunu döker, Bedenini bizlere sunar, Sözüyle konuşur ve Kilisesi aracılığıyla eylemde bulunur.

Sadece göğe bakmakla kalmayalım. Meryem’le birlikte Ruh’u bekleyelim, lütuf içinde yaşayalım ve Mesih’in egemenliğini, O yeniden yücelikle gelene dek dünyaya yayalım.

“Ey Kutsal Ruh, sana iman edenlerin kalplerini doldur ve onlarda sevgi ateşini tutuştur.”

Totus Tuus.
Sursum Corda.
O hüküm sürüyor!