Azize Assisili Klara: Meryem’in Mektebinde genç bir azize

Yazan Valeria Erbani

Bugünün gençleri, azizlerin hayatlarında ne büyük hazinelerin saklı olduğunu bilselerdi, sonunda onları izlenmeye gerçekten layık yegâne örnekler olarak görürlerdi. Onlarla kıyaslandığında, çağımızın gelip geçici bütün putları sönük kalırdı; zaten olduğu gibi, çok geçmeden unutulup yerlerine yenileri konulmaya mahkûmdurlar.

Assisili, soylu bir aileden gelen genç bir kadın olan Klara, yalnız Mesih’e ait olmayı arzuladığında yaklaşık on sekiz yaşındaydı. Babasının evinden ayrıldı, kendisine talip olan birçok kişiyi reddetti ve bütün malını mülkünü terk etti. Aziz Fransua’nın örneğinden etkilenerek, Rabbin ve O’nun En Kutsal Annesi’nin izinden gidip İncil’e uygun hayat yolunu benimsedi. Bütün ömrünü, Meryem’in kalbini doldurup taşıran sevgiyi taklit etmeye çalışarak geçirdi; her şeyden önce de, Anne’nin Oğul ile ve Gelin’in Damat ile birleştiği gibi, bütünüyle O’nunla birlik içinde yaşamayı seçti.

Porziunkula’ya vardığında uzun saçları kesildi; Klara kaba bir dinî giysi giydi ve itaat, iffet ve yoksulluk adaklarını telaffuz etti. Onun genç kalbi yarım yaşanmış bir hayata razı olmadı. O, sahici ve tam bir imanın parlak bir örneğidir. Hayatı, iç hayatın önceliğine ve onun derin gizemini kavrama arzusuna tanıklık eder. Nihayet anlamı bulmuş olmanın, içinde diri ve etkin olanı bulmuş olmanın sevincine tanıklık eder. O, her şeyi o “gizli hazine” için terk etti.

Hayatına dair Menkıbe şöyle anlatır: Akrabaları “bir araya toplanıp imkânsızı gerçekleştirmeye kalkıştılar. Onu vazgeçirmek için şiddete, zehirli hilelere ve yaltakçı vaatlere başvurdular […]. Fakat o, sunağın örtülerine sımsıkı sarılarak tıraş edilmiş başını ortaya çıkardı ve hiçbir şekilde Mesih’in hizmetinden koparılmasına izin vermeyeceğini ilan etti” (Azize Klara Menkıbesi, bölüm V).

İşte o anlarda bile Meryem Ana’yı taklit edişi eksik kalmadı. Hayatını belirleyen tahayyül edilemez güçlük ve düşmanlıklara rağmen, Meryem Oğlu ile birlikte, korkusuz ve metin, daima cesaretle, hatta Kalvarya’nın trajedisine kadar O’nun yanında kaldı.

Klara’nın hayatı, San Damiano manastırının küçük kapalı mekânında, fakir ve çarmıha gerilmiş Mesih’in ardından sevinçle gitmek suretiyle durmaksızın geçti. Orada, daha sonra “Klariseler” diye anılacak olan “Fakir Kızkardeşler” kadınlar tarikatını kurdu; bu topluluğun başrahibesi olmayı kabul etti ve Papa IX. Gregorius’tan “Yoksulluk Ayrıcalığı”nı elde etti.

Öyleyse Aziz Klara’nın hayatında, fakir ve çarmıha gerilmiş Mesih’in izinden gitmek ile, Oğlu ile bir olan Meryem’in izinden gitmek asla birbirinden ayrılmaz.

Bayramının Birinci Akşam Duası ilâhisinde onun hakkında şöyle söylenir: “Dünyevî aldanışlardan bütünüyle vazgeçerek, Mükemmel birliğe erişmek için Bakire Anne’nin ardından gider.”

Klara bütün hayatını Meryem’in mektebinde yaşadı ve O’nun “kusursuz bir taklitçisi” oldu. Meryem’in yoksulluğunu, bereketli bekâretini, Çarmıh’ın dibindeki annelik ve kurtarıcı görevini taklit etti; bunun mükâfatı olarak da, hayatının son anlarında O’nun teselli edici huzurunun lütfuna mazhar oldu.

Her şeyden soyulmuş ve kendini bütünüyle veren fakir Mesih’in mistik tefekküründe Klara, O’nunla yakından birleşmiş olan Annesi’nin tefekkürüne de dalmaktan geri kalamazdı; Oğul ile ve Oğul’da fakir olan Anne’nin tefekkürüne.

Klara’nın kendi eliyle yazdığı Kaide’de, o çağ için bütünüyle istisnaî bir şekilde, şöyle ilan edilir: “Rabbimiz İsa Mesih’in ve O’nun En Kutsal Annesi’nin yoksulluğunu ve alçakgönüllülüğünü sonsuza dek gözetiyoruz.”

Ruhânî Vasiyetnamesi’nde, Aziz Fransua’nın, Kilise’nin bağrında kendi örneğiyle doğmuş bu küçük kızkardeşler sürüsünün, tam da Oğul’un ve O’nun şanlı Annesi’nin yoksulluğunu ve alçakgönüllülüğünü taklit etmek için var olmasını istediğini hatırlatır; bunu da daima ve her şeyde, “çünkü doğduğunda fakir olan, yemliğe konulan, yeryüzünde fakir yaşayan ve çarmıhta çıplak kalan Rab uğruna” ister.

Azize Klara’nın kızkardeşlerinin sert ve son derece yoksul hayatının, Meryem Ana’nın hayatından ilham aldığını ve ona benzediğini tahayyül etmek zor değildir: Nasıra’daki evden, Beytlehem ve Mısır’daki yoksunluklardan, Golgota’nın doruğuna ve nihayet son yıllarında Efes’teki eve kadar, ilâhî Oğlu’nun inayet dolu sevgisine kendini bırakmış, her şeyden soyulmuş olarak yaşadı.

Klara, özellikle Meryem’in iffeti ve bakireliğini kendine örnek alır. Bekâret adağı, Meryem’i taklit etmesini mümkün kılar. 1238’de Praglı Aziz Agnes’e yazdığı güzel mektupta şöyle der: “O’nun pek tatlı Annesi’ne sarıl; O, göklerin kuşatamadığı bir Oğul’u doğurdu, ama yine de O’nu mukaddes rahminin küçük mahfazasına kabul etti ve bakire bağrında taşıdı. […] Böylece, görkemli bakirelerin Bakiresi Mesih’i rahminde maddî olarak taşıdığı gibi, sen de, özellikle O’nun alçakgönüllülüğü ve yoksulluğu hususunda ayak izlerini takip ederek, O’nu her zaman, hiç kuşku duymaksızın, iffetli ve bakire bedeninde ruhen taşıyabilirsin.”

Klara bilir ki, takdis edilmiş bakire, Meryem gibi, bir annedir ve göklerin kuşatamadığı Kişi’yi kendi küçüklüğü içinde, kendi dar mekânı içinde kabul etmeye davetlidir. Bunu bilir ve kendisi de bütünüyle anne olmayı, durmadan yeni çocuklar doğurmayı seçer.

Birçok genç kadın onun örneğini izledi ve izlemeye devam ediyor; çünkü o, hayatının sonuna kadar dikkatli, şefkatli ve sevgi dolu bir anneydi. Hastalık geldiğinde sevgisini kesintiye uğratmadı; tersine onu daha da artırdı. Kızkardeşleri için bilge bir rehber ve gerçekten İncil’e uygun hayatın örneği olmayı sürdürdü.

Aziz Klara, Çarmıha Gerilmiş Mesih’e duyduğu tutkulu sevgiyi daima, Çarmıh’ın dibinde duran Anne’nin acıları üzerinde tefekkürle birleştirir. Nitekim Bruges’lü Ermentrude’a şöyle yazar: “Bütün yüreğinle Tanrı’yı ve bizim günahkârlar için çarmıha gerilmiş Oğlu İsa’yı sev; O’nun hatırası zihninden hiç eksik olmasın. Çarmıh’ın gizemi ve Anne’nin acıları üzerinde durmadan tefekkür et.”

Alçakgönüllülük ve yoksulluk yolunda onu izleyerek Klara, Bakire ile birlikte Çarmıh’ın dibine yürür; orası, bizi kendi yüzümüzü seyretmeye ve O’nun acı çekip ölmek istediği tarifsiz sevgiyi temaşa etmeye davet eden lekesiz aynadır. Fakat Meryem de Çarmıh üzerindedir; Oğlu ile birlikte kalbinde çarmıha gerilmiştir. Klara, o parlak aynaya bakarak kendi görevini de keşfeder: ruhların kurtuluşu için acı çekmek.

Otuz yaşında iken Klara, onu zayıf düşüren uzun bir hastalığa yakalandı. Rivayete göre, son anlarında, bütün acılarının taçlandığı harikulâde bir manzara gördü. Akşam olmuştu ve Kızkardeş Benvenuta yanında nöbet tutuyordu. Birden Klara, “derin bir acının oku ile delinmiş gibi, bakışını evin kapısına çevirdi; işte, beyazlar giymiş bakirelerden oluşan bir topluluk içeri girdi. Hepsinin başında altından taçlar vardı. Ortalarında, ötekilerden daha parlak birisi ilerliyordu. Başındaki taçtan öyle bir ışık yayılıyordu ki, evin içindeki gece bile gündüz aydınlığına dönmüştü. O, Oğul’un Gelini’nin yattığı küçük yatağa yaklaştı ve sevgiyle eğilerek ona pek tatlı bir şekilde sarıldı. Bakireler olağanüstü güzellikte bir örtü getirdiler ve birlikte onu açıp serdiler; Klara’nın bedeni onunla sarıldı ve böylece gelin yatağı süslendi.”

Klara birkaç gün sonra vefat edecekti.

Böylece, En tatlı Annesi yanında iken Klara dünyadan ayrıldı ve Gök’e girdi; artık aynada olduğu gibi değil, çok sevdiği O’nu yüz yüze temaşa edebileceği yere. Orada, kendisini ebediyen seven O’ndan, genç hayatını İncil’in ve Kilise’nin hizmetinde yaşamış olmasının layık mükâfatını aldı.

Valeria Erbani
Bakire Meryem ve Havari Yuhanna’nın Öğrencileri