3 Ekim 2025 tarihinde Efes’teki Meryem Ana Evi Kutsal Alanı’nda düzenlenen “Kilise’nin Yaşamında Meryem Ana’nın Varlığı” başlıklı sempozyumda, Peder Andrew Hochstedler, OFM Conv, “Süryani Geleneğinde Meryem Ana: Müjde Anında İmanla Dolu Diyaloğu” konulu derin ve etkileyici bir sunum gerçekleştirdi. Erken dönem Süryani Kilise Babalarının – özellikle Aziz Efrem (Süryani Efrem) ve Aziz Yakup (Saruglu Yakup)’un – zengin teolojik ve şiirsel mirasından yararlanan Peder Hochstedler, Meryem Ana ile Başmelek Cebrail arasındaki ruhani diyaloğu derinlemesine ele aldı. Süryani bakış açısına göre bu karşılaşma, sadece bir teslimiyet anı değil; Meryem’in sezgi gücünü, bilgelik dolu zekâsını ve cesaretini ortaya koyan kutsal bir konuşmadır. Meryem’in meleğe yönelttiği sorular bir kuşkunun değil, bilgelikle yoğrulmuş bir imanın ifadesidir — Tanrı’nın isteğini hem iman hem de akılla arayan tüm müminler için bir örnektir.
Süryani ilahilerinden, diyalog tarzı şiirlerden ve manzum vaazlardan verdiği örneklerle Peder Hochstedler, Meryem’in melekle karşılaşmasının sezgi, iman ve ilahi lütufla iş birliğinin simgesi haline gelişini anlattı. Süryani geleneğinin Babaları, Meryem’in “evet”ini edilgen bir kabulleniş değil, Tanrı’nın planına aktif bir katılım, sevgi, özgürlük ve imanın birleştiği bir eylem olarak görürler. Peder Hochstedler konuşmasını, Müjde Olayı ile Ekaristi (Efkaristiya) gizemi arasındaki derin bağı vurgulayarak sonlandırdı: Kutsal Ruh nasıl Meryem’in üzerine inerek Mesih’i dünyaya getirdiyse, aynı Ruh da ekmek ve şarap sunularının üzerine – ve inananların kalplerine – inerek, Mesih’i her çağda yeniden yaşatmaktadır.
Süryani geleneklerinde Meryem Ana: Meleğin Müjdesine Meryem’in İman Dolu ‘Tartışmacı’ Tavrı
Kutsal Kitap’ta yazılmayan, açıklanmayan detayları hiç düşündünüz mü? Mesela Meryem Ana ne hissetti, ne düşündü, melek ona gelip, ‘bakire olduğun halde bir çocuğun olacak, ve o Mesih olacak,’ dediği zaman? Veya İsa’nın yanında haçta ölen iyi haydut cennete varınca, melekler onu nasıl karşıladılar?
Bu konuşmada bu tip sorulara bakacağız, ama farklı bir bakış açıdan. Çok eskiden bu topraklarda, yani Anadolu topraklarında, yaşamış ve kiliseleri kurmuş olan Süryani Hristiyanların yardımıyla bu sorulara bakacağız. Özellikle Süryani kilise babalarının Meryem Ana ve melek arasındaki o diyaloğu nasıl anladıklarına bakacağız.
Ne öğreneceğiz onlardan? Özet olarak, Meryem Ana’nın bizler için bir model olduğunu göreceğiz. Özellikle ruhsal savaşları nasıl kazanabildiğimizi ve özgür irademizi Rab’be nasıl sunabileceğimizi gösteriyor.
Süryanice, Mesih İsa’nın konuştuğu Aramice dilin bir lehçesidir. I. ve II. yüz yıllarında Edessa şehrinde, yani bildiğimiz Şanlı Urfa’da gelişir. Oradaki halk Hristiyan olduktan sonra, imanlarını ve dillerini Irak, İran, Hindistan, ve Çin e kadar yaymışlar.
Süryani kilisenin ilk yüz yıllarında Kutsal Kitabı yorumlamak, dua etmek ve imanlarını yaymak için şiir kullanıyorlardı. Liturjik duaları, ilahileri, ve vaazları bile, çok yaratıcı şiir şeklinde kuruyorlardı. Dört tarz şiir değineceğiz bu makalede: (1) kateketik (pedagojik) ilahileri (madroshe), (2) diyalog şiirleri (sogyotho), (3) şiirsel vaazları (memre), ve (4) şiirsel imajlarla dolu olan Efkaristiya Şükran Duaları.
Kateketik İlahiler
Kateketik ilahilerin en iyi tanınan yazarı, Aziz Efrem IV. yüz yıllarında ilk önce Nusaybin ve ondan sonra Şanlı Urfa’da yaşamış. Nusaybin’de kendilerini Hristiyan olarak tanıtan bir sürü farklı grup vardı ama çoğunun Kutsal Kitap’a aykırı ve evrensel kilisenin öğretisine karşı düşünceleri vardı. Efrem’in katıldığı grup ise evrensel kilisenin öğretisine katılıyordu. Episkoposu Pavlus birinci İznik konsiline katılmıştı (325). Pavlus, Efrem’in çok yetenekli ve armağanla dolu bir genç olduğunu görüp, ona kilisede öğretmenlik/ilahiyatçı görevini verdi.
Efrem, yaratıcılığıyla İznik Konsili’nin imanına karşı görüşlerine karşı mücadele etmek için ilahiler yazmaya başladı. Bu ilahileri ve özellikle onların kısa, özetli ve anlamlı nakaratlarını öğretmek için kilisede korolar kurdu. Hem erkekler hem kadınlar çok aktifti Efrem’in kilisesinde ve bayanlardan oluşan koroları da kurdu. İnsanlar belki çok yüksek ilahiyatı bilmiyorlardı ama Efrem’in ilahilerini kilisede müzikle öğrenip, sonra evlerinde ve dışarda arkadaşlarına söyleyebiliyorlardı. Böylece Efrem hem kendi kilisenin üyelerinin imanını geliştirdi, hem İznik Konsil’in tanıtığı imanının yayılmasını sağladı.
Efrem Meryem Ana’ya çok büyük bir ilgi ve saygı gösterdi yazılarında. Efrem’in Kilise Üzerinde 46. öğretiş ilahisinden Meryem Ana ve Havva’yı karşılaştıran iki satıra bakalım:
Kilise Üzerinde İlahiler 46 (kıtalar 10-11, 13a)
10. Görkemli Havva küçümsenmiş ve zayıf yılanın önünde,
– (yılanın) sözleri oldukça tartışmalı, ve ateş içinde denendiği zaman yanlışlığı kanıtlanabilir olmasına rağmen –
onlara karşı çıkma isteği yoktu [Havva’nın] içinde,
Havva’nın görkemli ve yılanın aşağılık olmasına rağmen
11. Titremeden yücelerden gelen melekten (açıklama) dileyen,
ve korkmadan (meleği) sorgulayan Meryem’e hayranla bakalım,
Havva budala ve aşağılık yılanı sorgulamak istemedi.
Bakire (Meryem) ise Cebrail’e karşı sesini kaldırdı.
13a. İhtiyatlı olmayan anne [Havva], kederlerimizin kaynağıdır,
ve sağduyulu kız kardeş [Meryem] ise sevincimizin hazinesidir.
Efrem bu ilahide neden Meryem Ana’yı ve Havva’yı karşılaştırıyor? Belki hatırlarsınız Havva o yasak olmasına rağmen yılana güvenip Allah’a itaat etmiyor ve ağaçtan, yani yasak olan meyveden yiyor ve böylece ilk günah dünyaya giriyor (Yaratılış 3). Meryem Ana’nın olayı biraz farklı. Melek Cebrail Meryem’e gelip, Mesih İsa senden doğacak, ve bütün insanlar için bir kurtarıcı olacak dediğinde, Meryem meleğe bir soru soruyor: Ben adam tanımıyorum, bir çocuğum nasıl olur? Melek bir açıklama veriyor: Allah tarafından, Kutsal Ruh aracılığıyla, bir mucize olacak. Sonunda Meryem bu sözü kabul ediyor (Luka 1:26-38). Tüm Hristiyan geleneklerinde Kilise Babaları, Lyonlu İrenaeus’tan başlayarak Meryem ve Havva’yı karşılaştırırlar.
Ama Efrem bu iki ayrı hikaye, iki ayrı bölüm, birbirinden çok değişik olan bu iki bayanı bir araya getirerek farklı bir şekilde karşılaştırıyor. Aralarındaki fark nedir ona göre? ‘Birisi itaatli birisi itaatsiz,‘ gibi basit bir yorumla kalmıyor Efrem. Daha ince derinlere iniyor. Efrem Meryem’in Cebrail’e soru sormasını vurgulayarak, bu ‘kutsal’ sorgulamasını iyi bir yaklaşım olarak algılıyor. Bu bakış açıdan Havva ve Meryem’in arasındaki fark tartışmada bulunur. Yani, bir bayan (Havva) ona gelen Ruhsal varlığı (şeytan olan yılanı) yeterince sorgulamadı, öbürü ise (Meryem) ona gelen Melek Cebrail olan ruhsal varlığı yeterince sorguladı.
Diyalog Şiirleri
Peki Meryem Ana melek ona gelince ne hissetti? Meryem’in duygularını hayal etmek için Süryani kilise babaları diyalog şiirler yazıp, liturjilerinde dua olarak kullandılar. Diyalog şiirler normalde Kutsal Kitap’tan iki kişinin tartışmasını veya konuşmasını içerirler. Şiir’de bu iki kişi sırayla konuşuyor: bir kıta birinci kişi, ikinci kıta ikinci kişi, ve genelde böyle devam eden 50 kıtadan oluşur. Özellikle Noel ve Paskalya bayramlarından önceki haftalarda, gece duaları sırasında kıtalar iki koro tarafından söylenirler, Süryani Ortodoks geleneğinde. Bu şiirlerin çok pratik bir yönü, gece yarısı dua ederken uyanık kalmak için etkili olabilmeleridir.
Ama bu şiirler sadece Kutsal Kitaptaki boşlukları doldurmak için kullanılmıyorlardı. Yani sadece Meryem ve öbür kişilerin düşündüklerini ve hissettiklerini hayal etmek için kullanmadılar şiirleri. Aynı zamanda ilahiyatın önemli gerçeklerini de açıklayıp öğretiyorlardı, ve cemaatsel dua olarak kullanılıp, insanları Allah’a yaklaştırıyorlardı.
V. yüz yıldan sonra melek Cebrail ve Meryem Ana arasındaki olan buluşmayı hayal eden bir diyalog şiirinden birkaç satır okuyalım:
11. MELEK: Bakire’ye Bekçi şöyle dedi:
Selamet seninle olsun, Allah’ın annesi
Kutsanmış olan sensin genç kadın
Ve Kutsaldır senin içindeki meyve
12. MERYEM: Meryem şöyle der: Kimsin sen Efendi?
Ve nedir söylemek istediğin?
Söylediğin şey benim için uzaktır bana
Ve anlamı hakkında yoktur fikrim
13. MELEK: Ey kutsanmış kadın, senin içindeki mutludur
En yüce olan içindedir, korkma,
Senin içinde Lütuf aşağılara eğilmiştir
Tüm dünyaya merhamet dağıtmak için
14. MERYEM: Yalvarırım efendim, üzme beni
Ateşlerle giyinmişsin; yakma beni lütfen
Bana söylediklerin bana yabancıdır
Ve ne demek olduğunu idrak etmem mümkün değildir.
15. MELEK: Baba bana açıkladı, ve şimdi ben de sana bildiriyorum
Paylaşılmış bu gizemi sana
O’nunla ve O’nun Oğlu arasında, O beni gönderdiği anda
Senin aracılığınla tüm dünyaya parlayacak
16. MERYEM: Alevden yapılmışsın, korkutma beni
Ateşlere sarılmışsın korkutma beni
Ey ateşli kimse sana neden inanayım
Bana söylediğin bu şeylerin hepsi bana tamamen yenidir
17. MELEK: Eğer karşılık verseydin çok şaşırtıcı olurdu,
çünkü senin rahminde kalmak isteyen
En Yücenin rahme düşüşünü anlatan
Sana getirdiğim mesajı iptal ederdi.
18. MERYEM: Korkuyorum efendim seni kabul etmeye,
Çünkü annem Havva
arkadaş gibi konuşan yılanı kabul ettiğinde
önceki yaşadığı şanından alınıp götürülmüştür.
[…]
35. MELEK: Babadan gönderildim ben
Bu mesajı sana iletmek ve onu buna zorlayan sevgisi için
Öyle ki O’nun oğlu senin rahminde yer bulsun
Ve senin üstünde de Kutsal Ruh yer bulsun
36. MERYEM: Bu durumda Ey Bekçi, cevap vermeyeceğim
Eğer Kutsal Ruh bana gelecekse,
Ben onun hizmetkarıyım, ve O güç sahibidir
Dediğin gibi olsun. (Brock 2011, 12-16, 20-22)
[…]
Bu çok kısa alıntıda neler görebiliriz?
Bir, yazar, Meryem Ana’nın hissettiklerini hayal etmeye çalışıyor. Meryem Ana’nın çok doğal, insani şüphe, tedirginlik, ve korku hislerini anlatıyor. Bir insanın görkemli meleğin önündeki hislerini tarif ediyor.
Ama aynı zamanda, Efrem’de gördüğümüz gibi, Havva ve Meryem’i karşılaştıran yorumlama tarzı burada da yer alıyor. Çok somut bir soruya – neden Meryem Ana Meleğe soru soruyor? – cevap veriyor: Meryem, Havva’nın yaptığı hatayı yapmak istemiyor, yanlışlıkla şeytanı kabul etmek istemiyor. Onun şüphe hissetmesi imansızlıktan kaynaklanmıyor. Tam tersi, ayırt etme kapasitesi ve bilgeliğinden kaynaklanıyor. İtaatkâr bir ruhuyla Meleği sorguluyor.
Sonunda, diyalog şiir, dua olduğu için, bizlere ayırt ederek itaat etmeye öğretiyor. Çok güzel bir pedagojisi var. Biz Meryem Ana’nın satırlarını okuyarak, dua ederek, kendimizi onunla özdeşleştiriyoruz. Bir bağlantı kuruyoruz. Biz de bize gelen mesajları, düşünceleri dinlemeyi ve sorgulamayı öğreniyoruz. Hangi soruları sormamız gerektiğini öğreniyoruz. Mesela, hangi cevap Meryem Ana’yı sakinleştiriyor? Melek, Mesih İsa ve Kutsal Ruth’tan bahsettiğinde. Demek ki, diyalog şiirin yazarı ve şiiri dua eden cemaat için anahtar cevap bu, Mesih İsa’nın Kutsal Ruh’unu dinlemeyi öğrenmemiz lazım.
Şiirsel Vaazlar
Meryem Ana’nın Melek Cebrail ile karşılaşmasını en çok anlatan yazılar, Seruç’lu Yakup’un birkaç şiirsel vaazlarıdır. V. ve VI. yüzyıllarda Türkiye ve Suriye sınırındaki Batman bölgesinin episkopos yardımcısı, ve sonra episkoposu olan Seruç’lu Yakup’un 700’den fazla şiirsel vaaz yazdığını söylenir. Elimizde aşağı yukarı 400 tane kaldı. Seruç’lu Yakup şiir şeklinde o kadar güzel vaaz ve Kutsal Kitap yorumu veriyordu ki, Kutsal Ruh’un Flütü olarak tanınmaktadır. Hem Süryani Ortodokslar hem de Katolikler (Maronitler özellikle) onu Aziz olarak tanırlar.
Seruç’lu Yakup Meryem ve Meleğin arasındaki buluşmayı şiirsel ve yaratıcı bir şekilde tarif ederken, Aziz Efrem’in geleneğini devam ettirip geliştirdi. Özellikle Meryem Ana’nın bizim için nasıl bir örnek olduğunu anlatır. Allah’ın Annesi bize ruhsal savaşlara karşı nasıl savaşmamız gerektiğini gösterir.
Yakup’un Meryem Ana ve Melek arasındaki buluşmayı anlatan ve yorumlayan çok uzun bir vaazı vardır. Diyalog şiirlerinde olduğu gibi, bu vaazda Meryem ve Meleğin arasındaki konuşmayı hayal edip yaratıcı bir şekilde geliştiriyor, ve sonra Meryem Ananın Meleğe tepkisini yorumluyor.
Ama diyalog şiir ve Yakup’un vaazı arasında büyük farklar vardır. Diyalog şiir Meryem anayı büyük korku içinde gösteriyor, Melek’le tartışsa da. Yakup’un vaazında ise, Efrem’in yaptığı gibi, Meryem’in güçlü tartışma ve ayırt etme kapasitesini vurguluyor, Meryem’i çok güçlü bir tartışmacı olarak gösteriyor. Ondan sonra bunun neden iyi bir şey olduğunu anlatıyor.
Melek Cebrail Meryem’in yanına varır varmaz “Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir’, der.
Yakup’un vaazında, Meryem Rab seninledir kelimesine takılıp, bu ‘Rab’in’ kim olduğunu öğrenmeye çalışıyor.
“Söyle bana ey insan, Rab’bin kimdir? Ve nerededir evi?
Bana Rab’bini tanımadığım bir adam gibi görünüyorsun
Beni gerçekten tanıyor mu (Rab’bin) yoksa bu (verdiğin) selam sahte midir?
Seni bana yönlendirdi mi ve seni bana gönderdiğini ne zaman haber verdi?
(Kollamparampil, Nativity 1, ll. 177-180)
Meryem sadece meleğin rabbinin kimliğine değil, aynı zamanda melek Cebrail’in motivasyonunu da öğrenmeye çalışıyor. Ne istiyor gerçekten bu adam?
Meryem onu pohpohlamaya başlıyor. ‘Yüzün güneşse ve alevi şiddetliyse; Rabbine güneş bile bakmaz ki, onu kör eder.’ (ll. 189-90)
En sonunda belki Melek bir hizmetçi değil, kendisi aslen Rab mi, diye soruyor: ‘Kul musun yoksa kulların efendisi misin? Gerçekten bir Rab’biniz var mı yoksa Rab siz misiniz?’ (ll. 203-204)
Melek Cebrail Meryem’in sorularına şaşırıyor. Bir insan, bir kız, onu nasıl sorgulayabilir ki?
Ama Meryem sorgulama hakkını savunuyor. Efrem’in ilahilerinde olduğu gibi, burada da Meryem Havva’nın yılanla diyalogunu hatırlatıyor:
“Aldanan annem Havva gibi aceleci değilim;
Tek bir cümleye güvendiği için ölümü tattı.
Bunun nasıl olacağı konusunda habercisini sorgulamadı;
Nasıl bu tanrısallık ona bir ağaçtan ulaşacaktı?
Eğer (yılanı) sorgulasaydı, (Havva) onu yenerdi, bu yüzden izin verin bana,
Tartışmada size yaklaşayım, çünkü benim için yorucu değildir (ll. 227-232)
Melek Meryem’in bilgeliğinin önünde hayret içinde kalıyor ve ona derin bir cevap vermeye başlıyor. Neye dikkat ediyor? Onun verdiği mesaj, ve Yılanın verdiği mesajın arasındaki olan farklılık. Üç farkı vurguluyor.
(1) Yılanın verdiği mesaj Havva ve Adem’in Allah’ın yerini almaya teşvik etti. Ama Melek tam tersine bunu istemiyor.
Sözlerimin önerisini anlasaydın, bu seni bilgilendirirdi. Kendini Allah’a karşı yüceltme, sana öğüt veriyorum. Tanrısallığı kendine yorman için seni yanıltmıyorum. (ll. 270-271)
(2) Melek Tanrıyı aşağılamıyor, yılanın yaptığı gibi.
Rab’bimi yüceltiyorum, size onun esenliğini veriyorum; Doğrusu ben, annen [Havva] ile [konuşan yılanın] durumunda olduğu gibi, senin önünde O’na iftira atmadım. (ll. 272-274)
(3) Melek mesajının sonuçlarına bakıyor, Meryem ve insanları Tanrı’dan uzaklaştırmayacaktır, yılanın mesajının yaptığı gibi! Yılanın mesajının sonuçlarından bir tanesi Adem ve Havva’nın çıplaklıklarından utanç duyması, ve Tanrı’dan saklamaları, yani uzak kalmaları. “[Aden bahçesinde] olduğu gibi seni izzetten mahrum etmiyorum; Ben bir cüppe getirdim ki, çırılçıplak soyulmuş olan atanızı [Âdem’i] örtesiniz.” (ll. 275-276)
Yakup’un dinleyicileri bu sözlerdeki “cüppeyi”, vaftizle ilgili bir gönderme olarak tanımış olmalılar. Süryani Kilise Babaları, vaftiz edilenlerin, Adem’in itaatsizlik ettiğinde kaybettiği ihtişamlı cüppeyi aldıklarından bahsetmişlerdi.
Demek ki Melek Yılanın etkisini yok etmek için geldi. Mesajın sonucu, tekrar onlara şanlı bir giysi verecektir. Vaftizde beyaz bir giysi giyiyoruz, Mesih İsa’yla giyinmiş olduğumuzu simgelemek için).
Bundan sonra, Yakup’un vaazında, Melek Meryem İsa’nın doğuşunu anlatıyor ve Meryem ikna oluyor ve kabul ediyor.
Yakup Meryem Ana’nın meleği sorgulamasının neden iyi bir şey olduğunu tekrar yorumluyor. Önemli olan Meryem’in motivasyonudur. Sorgulamak hem iyi hem kötü motivasyondan kaynaklanabilir. Yakup’un dinleyicilere, yani bizlere, sunulan yorumuna bakalım:
Bak, ey idrak sahibi, avantajlı bir (çeşit) araştırma var,
ve şüphesinden zarar veren bir sorgulama (çeşidi) vardır.
Bir tarafta soran biri var,
yine de haktan yana olduğu için küçümsenmez.
Öbür tarafta tartışan başka biri var,
ve konuşması kayıpla sonuçlanır.
Sözün tartışıldığı zaman iki yönü vardır;
biri çekişme, diğeri sevgi anlayışlı olanlar arasında. (ll. 327-332)
Buradan anlıyoruz ki, aynı soruları iyi bir motivasyonla ve kötü bir motivasyonla sorabiliriz. Kötü motivasyon, Yakup’a göre, şüphe ve bölücülük. İyi motivasyon ise sevgidir.
Yakup Meryem’i Kutsal Kitap’tan başka kişilerle kıyaslayarak, soru sormanın imandaki yerini aydınlatıyor. Gerçek imanda soru sormanın yeri var, diyor. Aslında soru sormak şart.
Efrem’ın yaptığı gibi, Yakup’da Meryem’i Havva’yla karşılaştırıyor:
Ancak Havva’nın durumunda şüphe eksikliği ölümle sonuçlandı,
çünkü o, tartışmaya girmeden inandığından yenildi. (ll. 343-344)
Öbür yandan, Yakup Meryem’i Havari Thomas’la karşılaştırıyor. Hatırlarsınız Mesih İsa’nın dirilişinden sonra Thomas öbür havarilerine Mesih İsa’nın onlara göründüğüne inanmıyor ilk başta. “Eğer ellerinde çivilerin izlerini görmez isem […] iman etmem” diyor (Yuh 20:25). Bir hafta sonra Mesih İsa Thomas’a görünüyor ve Thomas iman ediyor.
Yakup şiirsel vaazında buna atıfta bulunuyor:
Tomas [ilk başta] inanmayarak [sonra] imanda galip geldi,
Çünkü o kuşku rahmi bile gerçeği doğurdu.
(ll. 341-342)
Bu kısa cümle zengin bir benzetmeyi içeriyor. Tomas’ın kuşkusu bir rahimle karşılaştırılıyor. Bir rahimin boşluğu yeni bir hayatın doğmasına nasıl izin veriyorsa, aynı şekilde Tomas’ın şüphesi Mesih İsa’nın diriliş gerçeğini yaymasına yol açıyor. Ve tabi ki bu benzetmenin arka planında Meryem Ana’nın hem soruları hem de bakire rahmi var. Her ikisi de gerçeğin kendisi olan Mesih İsa’nın doğmasına yol açıyorlar.
Yakup soru sormanın iman için önemini tekrar vurguluyor:
Kız [Meryem] “Nasıl olacak?” diye sormamış olsaydı,
ateşli olan [Cebrail] de bir açıklama yapmayı ihmal edebilirdi.
Gizli meselenin vesilesi olan Meryem mübarek olsun,
böylece melek bunu açıkça söyleyebilmiştir.
Soru sorulmadan açıklama anlamsızdır ve anlatılmaz,
ve talep edilmeden gerçek bile kendini gösteremez. (ll. 355-360)
Yakup’un vaazından anlıyoruz ki, sorular sormanın iki faydası vardır:
- Doğru kişiyi, doğru düşünceye itaat ediyor muyum diye ayırt etmek.
- Bana anlatılan gerçekler daha güzel bir şekilde başkalarının iyiliği için anlatılıp yayımlanacaklar!
Burada, kilise ortamında olduğumuz için kısa bir pastörel uygulama paylaşmak istiyorum.
Yakub’un Meryem ve melek arasındaki tartışma anlatımı iman hayatı için faydalı bir örnek. Bir düşünce aklımıza geldiği zaman bizim de onun nerden kaynaklandığını anlamamız lazım. Tanrı’dan mı geliyor yoksa Kötü taraftan mı? Meryem Ana’nın yaptığı gibi o düşünceyi veya o sözü sorgulayabiliriz, onunla tartışabiliriz.
Yakup burada birbirinizle tartışın demiyor. Aramızdaki olan tartışmaların yüzde 99’u, şüphe, bölücülük, kıskançlık ve kinden kaynaklanıyorlar. Yakup Hristiyan kardeşler arasındaki teolojik tartışmalardan nefret ederdi.
Tam tersi, Yakub’un vaazı içimizdeki olan düşünceleri sorgulamanın nasıl yapılması gerektiğini gösterir. Bazı düşünceler sanki iyi bir şeymiş gibi gözükebilir ama gerçekten öyle mi? Meryem Ana’nın sorduğu soruları ve Cebrail’in verdiği cevapları biz de kullanabiliriz, bize gelen fikri, ve içimizdeki motivasyonları değerlendirmek için. Onların kriterlerini hatırlayalım
- Bu fikrin önerisini takip edersem hayatımda benim kendimi Tanrı’nın yerine koymaya götürür mü?
- Bu Allah’ı ve Mesih İsa’yı aşağılayan bir fikir mi?
- Bu fikrinin önerisi beni Allah’tan uzaklaştıracak mı?
Ama bunun ötesinde daha derin bir gerçeği görüyoruz Meryem Ana’nın örneğinde: soru sormak kötü bir şey değil, aksine imanın bir parçasıdır. Eğer sorularımızı, eğer şüphemizi bile, Allah’ı ve onun bizler için planını daha iyi anlamak için kullanırsak, imanımızı büyütecekler ve olgunlaştıracaklar. Eğer hedefimiz Allah’ı itaat etmekse, benim soru sormam bir rahim gibi O’nun, ve O’nun isteğinin, hayatımda doğmasına yol açacak.
Ve aynı şekilde başkalarının soru sormasına engel olmamız gerekmiyor. Bazen başkaları zor sorular sordukları zaman rahatsız oluyoruz. Bazen net ama yüzeysel cevaplar sunarak onların sessiz kalmalarını istiyoruz. Çünkü onların soru sormaları bizleri tedirgin ediyor. Veya onların soruları bize kolay veya saçma gelebilir. Ama aslında onların kendilerinin o sorulara cevap vermesi gerek. Tabi ki biz onları dinleyip onların sorularını sabırla anlamaya çalışarak kendi mecazi rahimlerimizi onlara açabiliriz. Onlara tavsiyelerimizi, görüşlerimizi, veya Kilisenin öğrettiği gerçekleri sunabiliriz, ve sunmamız gerekiyor. Ama onların bunlara tamamen inanmaları için, kendi mecazi rahimlerinde derin gerçeklerin büyümesi gerekiyor.
Kateşizm derslerimizden hem yüzeysel hem de daha derin örnekler sunmak istiyorum. Yüzeysel seviyede Kutsal Kitap çalışmaları yaparken yeni imanlılarla, ilk önce Kutsal Ruh’a yakarış duası yapıp, Kutsal Kitap bölümü okuyoruz ve biraz sessizlik içinde durduktan sonra, herkes bölümle ilgili sorularını paylaşıyor. Yani sorularla başlıyoruz: bu bölümde hangi detaylar saçma veya anlamsız veya mantıksız veya tuhaf geliyor? Hangileri kalbimi dokunuyorlar? Bu sorulardan başlayarak, bölümün derinliğine giriyoruz. Sorular aracılığıyla Mesih İsa Kutsal Kitap’tan kalbimize iniyor, içimizde yer alıp doğuyor.
Daha derin bir örneğe gelmek gerekirse bazı yeni imana gelen kardeşler zor aile, iş, veya arkadaş durumları yaşıyorlar. O durumlarda bazen kişiler Kilise’den, Pederden “kolay” bir çözüm arıyor: “Bu durumda ne yapmam gerektiğini söyle ve hemen yaparım.” Veya “bu zor durumdan hemen kolayca çıkabilmeleri için biz belli kolay çözümler sunmak istiyoruz.” Ama bundan sonra onların hayatlarına tekrar zor olaylar gelince onların ayırt etme kasları (yani ayırt etme kapasitesi) çok zayıf, olgun kararlar almaya alışık değiller. Bazen zor krizin içinde kalmak gerekiyor, yavaş yavaş içimizde Mesih İsa’nın olgunluğunun doğabilmesi için.
Litürjik Şükran Duaları (Anaphoralar)
Süryani Kilise Babaları’nın Cebrail’in Meryem’e Müjdesi ile ilgili son bir bağlantısını sizlerle paylaşmak istiyorum: Efkaristiya.
Kutsal Kitap’ta melek Meryem’in üzerine Kutsal Ruh ve Allah’ın gücünün ineceğini, ve böylece Mesih İsa Meryem’in rahme düşeceğini söylediği gibi… benzer şekilde Kutsal Ayin sırasında Kutlama yapan Peder ekmek ve şarabı Mesih’in bedeni ve kanına dönüştürmek için Kutsal Ruh’un onların üzerine inmesini ister.
Hatırlarsınız, Luka 1:35’de Melek Cebrail böyle bir açıklama yapıyor, “Kutsal Ruh üzerine gelecek ve En Yüce Olan’ın gücü seni gölgesi ile kaplayacak; işte bu nedenle doğacak Olana Kutsal, Allah’ın Oğlu denecek.”
Her Kutsal Ayinde, kutlayan Peder Kutsal Ruh’un ekmek ve şarabın üzerine inmesini ister. Bu, Efkaristiya’nın takdisi ve Mesih İsa’nın Meryem Ana’nın rahmine düşmesinin arasında doğal bir bağlantı kurar.
Efrem bir kateketik ilahisinde bu bağlantıyı net bir şekilde açıklar.
Seni doğuran rahimde Ateş ve Ruh vardır,
Ateş ve Ruh, vaftiz edildiğin nehirde.
Ateş ve Ruh, bizim vaftizimizde de vardır,
Ve Ekmek ve Kase’de Ateş ve Ruh.
(İman Üzerinde İlahiler 10:17)
Süryani Ortodoks kilisesinin pek çok şükran dualarında Efkaristiya’nın takdisi ve Mesih İsa’nın beden almasının arasında başka bir bağlantı var. Aziz Yakup’un Şükran Duası sırasında Ayin Kutlayan Peder, Kutsal Ruh’un ekmek ve şarabı gölgesiyle kaplaması için dua eder. Yani özellikle Melek Cebrail’in Meryem için kullandığı sözleri, ekmek ve şarabın takdisi için kullanılır.
Yüce Baba Tanrı, bize merhamet et ve bize ve bu sunuların üzerine […] Kutsal Ruh’unu […] gönder ki, o bu ekmeği gölgesiyle kaplayarak [ܟܰܕ ܡܰܓܶܢ] onu hayat veren beden, […] Rab’bimiz, Tanrı’mız ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in Bedeni haline getirsin. (Brock 1979, 51; Varghese 2004, 79)
Luka 1:35’teki Melek Cebrail’in sözlerinde “En Yüce Olan’ın gücü seni gölgesi ile kaplayacak”, Süryani Peşitta’da aynı kelime kullanılır: [ܢܰܓܢ ܥܰܠܝܰܟܝ]. Fiil kullanımı farklıdır (Şükran Duasında tamamlanmış olayı, işaret eden fiil ama Luka İncilinde tamamlanmamış olayı işaret eden fiil) ama kelime aynıdır.
Süryani Kilise babaları bu bağlantıyı dikkate alarak yorumladılar. Mesela Dionysius Bar Salibi Meleğin Müjdesi ve Efkaristiya’nın takdisi arasındaki benzerliğini şöyle vurgular:
[Kutsal Litürji sırasında] Kutsal Ruh’un çağrılmasıyla rahip, Cebrail’in Meryem’in önünde durup [Mesih İsa’nın] kutsal rahme düşüşünün müjdelemesini sembolize eder. (Dionysius bar Salibi, Comm.Liturg. (C.S.C.O. 13) p. 68)
Ayrıca gölgeyle kaplamak fiiline dönersek, Kutsal Ruh’un yeni imanlıların üzerine inmesinin hareketini tanıtmak için Havarilerin İşlerinde kullanılır (Hav. İş. 10:44 ve 11:15). Yani hem Allah gücünün Meryem’in üzerine inmesi, hem Kutsal Ruh’un yeni imanlıların üzerine inmesi, hem de Kutsal Ruh’un Ekmek ve Şarabın üzerine inmesi, ve onları Mesih’in bedenine ve kanına dönüştürülmesi için kullanılır bu fiil.
Bu filolojik bağlantı zaten imanda kabul ettiğimiz bir gerçeğin altını çiziyor.
Ünlü Süryani teolog, Sebastian Brock’ın yazdığı gibi:
İnsan ile Kutsal Ruh arasındaki işbirliğinin modelini oluşturan, Meryem’in [Meleğin Müjdesi’ne] gösterdiği alıcılıktır. (Brock 1979, 54).
Ancak, Meleğin Meryem’i Müjdelemesi ile Kutsal Ayin sırasında Ekmek ve Şarabın kutsanması arasındaki parallelliğin eksik kaldığı bir nokta bulunuyor. Bir yandan, daha önce de tartıştığımız gibi, Tanrı Meryem’den özgür iradesini kullanarak kendisiyle işbirliği yapmasını ister. Diğer yandan, ekmek ve şarabın özgür iradeleri diye birşey yoktur.
Daha ziyade, Meryem’in özgür iradesi ve iş birliği, Kutsal Ruh’a seslenen papazın özgür iradesine ve iş birliğine, aynı zamanda da Kutsal Efkaristiya’yı imanla alacak olan cemaatin bireylerinin özgür iradelerine ve iş birliğine karşılık gelir. Ekmek ve Şarap, papazın duası sırasında gerçekten Mesih’in bedenine ve kanına dönüşürken, bireysel düzeyde de Hristiyanların yaşamındaki kutsallaştırıcı etki, onların rızasını ve iş birliğini beklemektedir.
Yine Brock’un sözlerinde, “Her Komünyon’da, Hristiyan, Meryem’in meleğe verdiği cevabı kendi cevabı haline getirmelidir.” (Brock 1979, 55)
Süryani Kilise Babaları’nın Meryem Ana’ya dair zengin şiirsel te teoljik tanımları, Hristiyan yaşamımız için bize bir örnek sağlar;
- Günlük yaşamlarımızda, Tanrı’nın sesini ve iradesini anlamaya çalışırken imanla sorular sormalıyız.
- Tanrı’nın iradesini belirledikten sonra da, özellikle Kutsal Efkaristiya’nın mahremiyetinde, bu iradaye tam olarak katılmaya davet ediliyoruz.
- Bu şekilde Mesih, yaşamımızda yeni koşullarda beden alacaktır.

